Oe Sun’un Hikâyesi
Dizi, Türkiye’ye gelenek görenek, siyasi tarih açısından çok
benzeyen Güney Kore’nin Jeju isimli bir ada kasabasında geçiyor. Kasaba halkının,
gençler başka iş alanlarına yönelmeye başlayana kadar, temel geçim kaynağı deniz.
Hikâyenin ana kahramanları büyükanne, anne ve torun olmak üzere üç ayrı
kuşaktan üç kadın. İsimlerin akılda tutulmasındaki zorluk; zaman atlamaları
nedeniyle kimin kim ya da kimin gençliği/yaşlılığı olduğunu oturtmaya çalışmak
çaba gerektirse de dizinin geneli buna değiyor. İzleyenlerin yorumlarına
bakıldığında aktarımdaki çoklu perspektifiyle herkesin bir kahramanın şahsında ya
da hikâyesinin bir yerinde kendisini bulması sayesinde dizinin genel olarak
sevildiği görülüyor. Büyüklere saygı, erkek çocuğa verilen aşırı önem,
fedakârlık, katlanma ve bunların diyetini bekleme hali, ülke olarak geçilen
ekonomik/siyasi zorluklar, bazı meslek gruplarına atfedilen kutsiyet,
gelenekleri sorgulamaya karşı öfke, toplumsal dayanışma, ebeveyn/evlat kaybına
verilen tepkiler; tanıdık gelen bazı temalar. Anne babaların gerçekleştiremedikleri
hayallerini çocuklarının sırtına yüklemesi ve çocuğun buna itiraz etmesi
halinde yaşanan kırgınlık da yine dizinin geneline yayılan bir ebeveyn hüznü
teması olarak yerini alıyor.
Dizide bütün ana karakterlerin çocuklukları ve orta yaşlı
halleri için farklı birer oyuncu yer almış. Manzaralar muhteşem. Toplumsal şartların
insanların hayatlarına yansıyış biçimleri de gayet detaylı resmedilmiş. Aynı
olayın üç kuşakta yarattığı sarsıntı, kişinin o sırada aile içinde bulunduğu
role göre ona verdiği tepki ayrı ayrı işlenmiş. İlk bakışta genellikle tek
boyutuyla (bütün bir dilimmiş gibi) görülen olayların, mandalinanın minik
guddelerinden her biri gibi küçük, üst üste, birbirine bağlı formuna benzemesi;
dizi ismindeki mandalina metaforunun kaydettiği isabeti gösteriyor. Dizide
belki biraz da idealize edilerek aktarılan kadın dayanışması; kahramanların
hayatın çetin dalgalarına dayanırken destek aldıkları en önemli motivasyon. Baş
kahramanımız Oe Sun’un onu derin bir sevgiyle çocukluklarından itibaren seven
eşinin varlığı da Oe Sun’u birçok kadından daha şanslı kılıyor.
Tıpkı hayatı hepimizin kendi kamerasının vizöründen görüntülemesi
gibi diziyi izleyenler de farklı açılar görebiliyor. Bu farklar nedeniyle bazen
benim etkilendiğim sahnelerden kızım benim kadar etkilenmezken onun takıldığı
yerlere de ben onun kadar takılmadım. Kuşak farkı deyip geçtiğimiz durum tam da
bu aslında. Çocuk yetiştirirken ebeveyn neyi, neden yaptığını çok iyi
biliyormuş gibiyken eylemlerinin çocuk üzerindeki etkilerini pek hesaba
katmıyor. Yaşarken birçok rolü aynı anda üstleniyor. Bir süreçten, sıkıntıdan
geçerken “şu bitsin de diğeri öyle gelsin” demek imkânı yok. Kişi, aile
bireylerinden birinin kaybıyla baş etmeye çalışırken aynı anda parasızlık
çekiyor, menopoza girmiş bir anne olarak hormonlarıyla uzlaşamıyor, o sırada bir
sorunuyla önüne çıkan çocuğunun kalbini kırıyor. Bu süreçler herkesin
hafızasına kendi bakış açısıyla kaydoluyor. Sonra, çocuklar anne babalarının
hatalarını sayıp dökme çağına geldiklerinde, çatışma can yakıcı bir hal
alabiliyor. Çocuk, bütün öfkesini yansıtıp kendi çocukluğunda ona yapıldığını
hatırladığı gibi ebeveyninin canını acıtmak isterken; ebeveyn, o işin öyle
olmadığını çünkü çocuğun o sırada farkında olmadığı başka etkenler olduğunu
anlatmaya çalışıyor.
Velhasıl kimse kimseye “Ne çektin be Gülistan!” diye plaket vermiyor. Geçmiş kuşaklarda mutluluğun bir bedeli olarak acı çekmek değerli görülürken gençler mutlulukları için bedel ödemek istemiyor. Ebeveynler bilerek ya da bilmeyerek katlandığı, katlanmayı seçebildiği zorluklarla ilgili çocuklarının rızasını hiç almıyor, almayı da düşünemiyor. Anne babaların yaptığı seçimler ya da katlanmak zorunda kaldığı şartlar çocuklarının kaderi oluyor. Ebeveynlerin doğru yaptığını sandığı davranışlar, çocuklarına doğru gibi gelmiyor. Bir noktada çocuklar ebeveynlerine suçlamalar yöneltiyor, itiraz ediyorlarsa acı verici olsa bile geçmişin değiştirilemeyeceği bilinciyle bunu şahsi bir saldırı gibi değerlendirmeden konuşmayı başarmak gerekiyor. Çünkü herkes hikâyesini kendi kamerasıyla kayıt altına alıyor.
Esra Özer Duru, Ankara, 22 Eylül 2025.




.jpeg)



